DOLAR 7,8325
EURO 9,3665
ALTIN 449,311
BIST 1283,58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Erzurum 4°C
Çok Bulutlu

Eğitimde, Âdet Yerini Bulsun Anlayışı

13.09.2011
78
A+
A-

VARAN-2

 

 

 

Bu yazımda her öğretim yılının başında ve sonunda yapılan “Eğitim Semineri Çalışmaları”nda gördüğüm yanlışlara işaret etmek istiyorum.

 

Okullar genelde eylülün ikinci yarısının başında açılır, haziranın ikinci yarısının başında kapanır. Ama öğretmenler, 1 Eylül’de tatillerini tamamlayıp göreve başlarlar. Yıl sonunda da öğretmenler, okullar tatil edildikten sonra 1 Temmuz’a kadar görev başındadırlar. Her öğretim yılında iki dönem halinde yaklaşık 15’er günlük-sözüm ona-seminer çalışması yapılır. Sözüm ona, diyorum çünkü bu sürelerin sonunda eğitim adına hayra alamet bir sonuç çıkmaz. Sadece, öğretmen 1 Eylül’de göreve başlamış, 1 Temmuz’a kadar da görevde olmuş olur.

 

Bu seminer çalışmalarında ne mi yapılıyor?

 

Şöyle geçmişe dönüp hatırlamaya çalışalım. Bir ara seminer konuları öğretmenlere/zümrelere dağıtılmıştı. Tabii çalışmalar maalesef özgün değildi. Malum, kopyala yapıştır tekniği kullanılarak gruptaki bir öğretmen tarafından hazırlanırdı ve diğer öğretmenlere imzalatıldıktan sonra okul idarelerine teslim edilirdi. Belki hazırlayan öğretmen bile doğru dürüst okumuyordu. Gruptaki diğer öğretmenler, sadece evrakın son sayfasına imza atarlardı. Hatta öğretmenler evrakı imzalarken “Bu imzaladığımız Allah vere de borç senedi olmaya!” diye de şaka yaparlardı.

 

Bir ara da bu seminer dönemlerinde birkaç okulun bütün öğretmenleri bir okulda toplanıyordu ve eğitim denetçileri belirlenen konularda öğretmenlere sunum yapıyorlardı. Bu uygulama da hem öğretmenler hem de semineri verenler açısından tam bir işkence idi. Semineri veren konunun uzmanı olmayınca çaresiz perdeye yansıttıklarını okumaya çalışıyordu. Öğretmenler sıkılıyordu. Öğretmenlerin sıkıldığını gören eğitim denetçisi bunalıyordu vesselam. Hem semineri verenler hem de seminer alanlar bir an önce dersin bitmesi için dua ediyordu. Bu çalışmaların bir faydası oluyor muydu? Asla!..

 

Geçen senelerde ise her zümre eğitim bölgesinin bir okuluna toplanıyordu ve bu-sözüm ona-seminer çalışmalarını gittikleri okulda yapıyorlardı. Yapıyorlardı da ne yapıyorlardı!? Okulun kantininde, bahçesinde ya da duvar diplerinde oturup saatin 12.00 olmasını bekliyorlardı. Kağıt üzerinde yapılacak bir şey varsa onu da gruptaki hamarat bir-iki arkadaşa ihale ederlerdi, onlar malum yöntemlerle hazırlayıp öğretmenlere imzalattıktan sonra evrakı idareye teslim ederlerdi.

 

Bir seferinde 5-6 kişilik gruplar oluşturuldu. Gruplara, örnek proje ödevi taslağı hazırlanması görevi verildi ve denildi ki: ”Taslaklar internetten kesinlikle indirilmeyecek ve özgün olacak. Çalışmalar tamamlandıktan sonra her grup, çalışması ile ilgili sunum yapacak. Sonra bu çalışmalardan en iyi üç tanesi seçilecek ve İl Millî Eğitim Müdürlüğüne gönderilecek.” Her grup bir çalışma yaptı. Her grubun yaptığı çalışma bir grup üyesi tarafından 1 dakikalık sürede-güya-tanıtıldı. Bu şekilde bir tanıtımla kıyaslama yapmak ve en iyiyi seçmek elbette ki mümkün olamazdı. İdareci arkadaş da: “Müsaade ederseniz bu seçimi sonra biz yapıp seçtiğimiz en iyi üç çalışmayı Milli Eğitim’e gönderelim.” dedi. Ve öyle de oldu. Seçildi mi, seçilmedi mi, seçildiyse nasıl seçildi, gönderildi mi gönderilmedi mi, bilemem. Seçildiğini ve gönderildiğini sanmıyorum. Çünkü seçildiğine ve gönderildiğine dair elimizde hiçbir delil yok. Eğer gerçekten bu işlemler yapıldıysa okullara “Yapılan çalışmalar sonuçlandırılmış olup filan öğretmenlerin hazırladığı çalışmalar İl Millî Eğitim Müdürlüğüne/Millî Eğitim Bakanlığına sunulmuştur.” diye bir bilgi notu gönderilmeliydi.

 

Bu yıl da yine başa dönüldü ve bu seminer çalışmalarını öğretmenlerin kendi okullarında yapmaları uygulamasına geçildi. Her öğretmene bir konu verildi. Öğretmenler o konuda göze hitap eden hazırlıklar yaptı ve yaptığı çalışmaları öğretmenler topluluğuna görsel olarak sundu. Tabii öğretmen kendisine verilen konunun uzmanı olmadığı için yapacağı hazırlığı da ilgili kaynaklardan kopyala yapıştır yöntemi ile gerçekleştirdi. Öğretmen yaptığı işin faydasına inanmadığı için kendisini dinleyenleri de işin faydasına inandıramadı. Dolaysıyla bu sunumlar hayli sıkıcı geçti. Sonuç? Sıfıra sıfır, elde var sıfır. Biz bunlarla oyalanırken takvimler 1 Temmuz’u gösterdi o kadar. Galiba bakanlığın istediği de bu olsa gerek.

 

Bütün bu seminer çalışmaları boyunca, seminere katılan öğretmenlerden imza alınıyor. Yani yoklama yapılıyor. Peki, katılan olmuyor mu? Elbette oluyor. Peki, katılmayanlara nasıl bir müeyyide uygulanıyor? Bilmiyoruz… Eğer katılmayanlara niçin katılmadıkları sorulmayacaksa yoklama almaya ne gerek var? İşte, biraz da öğretmenlerin kafasında cevapsız kalan bu sorular, bu çalışmaların verimsiz geçmesine, formalite için yapıldığı kanaatinin oluşmasına sebep oluyor.

 

Gelelim “Ne yapmak gerek?” sorusuna cevap aramaya… Bu seminer programlarından bir verim alınamamasında sadece kusurlu olan idare değil. Elbette ki en az idare kadar öğretmenler de kusurlu. Bir tarafın yaptığı hatalar diğer tarafın hata yapmasını tetikliyor ve bu istenmedik sonuçlar ortaya çıkıyor. Eğer bu seminer programları bu şekilde verimsiz geçecekse bence hiç yapmamak ondan bin kat evladır. En azından ne İsa’ya ne Musa’ya yaranılabilen bu sürenin sonunda gereksiz yere öğretmenlere hak etmedikleri ders ücreti ödenmemiş olur. Millî Eğitim bir fayda sağlayamıyor bari devlet hazinesi zarar etmesin. Buna öğretmenler de çoktan razı zaten.

 

İkinci bir yol bu seminer programları devam edecekse bu programları bir türlü ihya edip verimli hale getirmek gerekir. Bu hususta bence şu çalışmaların yapılması daha faydalı olur kanaatindeyim:

 

1-Günümüzde bilgisayar teknolojisi, özel hayatın olduğu gibi iş ve meslek hayatının da vazgeçilmezlerinden. Hele eğitim alanında faydası ve gerekliliği tartışılmaz bir gerçek. 1. sınıftaki çocukların bile bilgisayarı fevkalade kullanabildikleri bir çağda, kara tahtada ısrar etmek bana göre ilkelliktir, çağa ayak uyduramamaktır. Ama ne yazık ki okullarımızda halen daha en basit bilgisayar programlarını bile kullanamayan öğretmeler var. Halen daha zümre toplantısı tutanaklarının, yazılı sorularının, cevap anahtarlarının v.b. dokümanların elle yazıldığına şahit oluyoruz. İşte, bu seminer çalışması dönemlerinde öğretmenlerin bu eksikleri giderilmeye çalışılabilir. Nasıl olsa her okulda en az bir bilgisayar öğretmeni vardır. Bu öğretmenler, bir program dahilinde öğretmenlere Word, Excel ve Power Point’ten başlayarak onlara lazım olacak programları kullanmayı öğretebilirler. İnanıyorum ki öğretmenler de bu çalışmaları severek ve isteyerek takip edeceklerdir. İşin sonunda da her öğretmen kendine yetecek kadar bir bilgisayar kullanıcısı olur herhalde?

 

2-Zümre öğretmenleri işbölümü yaparak ders konularını aralarında paylaşıp bu konularda araştırma yaparak bir görsel sunum hazırlayabilirler. Her öğretmen hazırlık yaptığı konuyu sunarken gerekli yerlerde tartışmalar yapılabilir, teklifler sunulabilir, varsa yanlışlar düzeltilebilir ve farklı görüşlere yer verilebilir. Böylece bu çalışmaların sonunda bir taraftan öğretmenler alanları ile ilgili bilgilerini tazelemiş, bir yandan da belki o zamana kadar farkında olmadıkları bilgilerin farkına varmış olabilirler.

 

3-Yine zümre öğretmenleri, bilgisayar ortamında kendi alanları ile ilgili özgün sorular hazırlayıp soru bankası oluşturabilirler. Sonra da bu soru bankaları okul adına birleştirilebilir. Bu çalışmanın da ilgi göreceğini ve faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü yazılı yoklamalar yapılırken görüyorum ki çoğu öğretmenin şahsına ya da okuluna ait bir soru bankası olmadığı için sorular ya internetten indiriliyor ya da yazılı kaynaklardan kes yapıştır yöntemi ile temin ediliyor. İşte, seminer dönemlerinde soru hazırlama çalışması yapılırsa öğretmen bu özgün sorulardan öğretim yılı içerisinde faydalanacaktır ve yazılı yapacağı zaman “Ben yazılı sorularını nasıl hazırlayacağım?” diyerek sıkıntıya girmeyecektir.

 

Evet, aklıma gelenler şimdilik bunlar. Mutlaka bunlardan daha güzel ve daha faydalı olacak çalışmalar da bulunabilir. Yeter ki bu iş için kafa yoralım; çözüm üretmeye çalışalım, teklife ve tavsiyelere açık olalım. Evvel Allah, niyetimiz samimi ve ciddi olduktan sonra mutlaka bir çıkış yolu bulunur.

 

Bilvesile 5 Eylülde başlayan yeni eğitim-öğretim yılının eğitim camiası mensuplarına ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.