Erzurumlu olmak gökten lapa lapa düşmüş taze kar gibi temiz ve lekesiz olmaktır. Tarih sayfaların da hep vatan savunmasının başköşesin de mihenk noktasında düşmana karşı cansiperane durmaktır. Karakışın zemherinin odak noktasında yaşayıp sırtına nadir vuran güneşin sıcaklığı ile Allaha şükretmektir. Erzurumluluk haysiyettir, erdemdir,cesarettir, mertliktir,samimiyettir,sadakattir,vefadır.Mükemmel bir ahlak ve tükenmez bir vatan sevgisidir.Çıkarsız bir saygıdır. Erzurumlu olayı ve fikirleri araştırır, insanların ayıplarını araştırmaz. Erzurumlu söyleyene bakar, satır aralarına ve küçük şeylere takılmaz. Merttir ama patavatsız değildir. Cömerttir ama müsrif değildir. Yüreklidir cesaretlidir ama saldırgan değildir. Samimidir ama ahmak ve aptal değildir. İnançlıdır ama yobaz değildir. Erzurumlu olmak Palandöken Dağına benzemektir anlı ak başı dik ve heybetli olmak demektir. El değmemiş ekosistemi tahrip olmamış nadir coğrafyaları gibi yüce dağ zirvelerinde bin bir çiçeğin korunduğu yer de temiz ve duru olmaktır. Erzurumlu olmak Doğu illerinden Ankara ya İstanbul ve ya diğer büyük şehirlerimize giden fakat kendisine ev vermeyen ev sahibine kendi şehrinin yerine Ben Erzurumluyum dedirterek güven verdirebilmektir referansın tek adresi olabilmektir. Kısacası Erzurumlu Erzincan Kapı Muhitindeki sıradan bir kahvehane de içilen ince belli bardak kadar zarif narin ve kibardır. Yeter ki sen onu anla ve l idrak edebil. Mütevazilikte ayakla aynı seviyede heybet ve görkemde ise dağ zirvelerinde olmak demektir. Dadaş kelimesinin manasını ve içini dolduran insan demektir. Erzurumlu yalan dolan hile bilmez. Çünkü hiçbir Erzurum anası elini kana bulayana sütünü bağışlamaz helal etmez. Bu sebeple doğunun merkezinde bir vahadaki güldür Erzurumlu kin, nefret ve düşmanlık bilmez. En sert mizac ve en merhametli yürek Erzurumluda görülür Erzurumlunun Sofrası delilerin, düşkünlerin ve gariplerin itibar gördüğü baş köşeye oturduğu yerdir. Duygusallık olmasa Erzurumlu taşa can verebilirmiydi ? Oltu taşındaki nezafet, nezaket ve asalet tek tek işleme her harf nedir? Neyin örneğidir? Çünkü İnsan ve ya usta kendinde olmayanı eserine aktaramaz. Vatan ismi geçtiğinde tüylerin diken diken olmasıdır. Nihayi olarak Erzurumluluk Hazreti Kur’an’ın eşrefi mahlukat olarak tarif ettiği insan olmaya çalışmaktır.

Saygılarımla. - Ahmet YILMAZ

Allah’a yakınlaşmak anlamına gelen “kurban” ibadeti; kurban olarak kesilmesi uygun olan hayvanın, ibadet niyetiyle usulüne uygun şekilde kesilmesidir. Kurbanın başlıca, udhiyye kurbanı (kurban bayramında kesilen kurban), adak kurbanı, akika kurbanı ve Hac ile ilgili olarak kesilen hedy kurbanları gibi kısımları vardır.

Fıkıh mezheplerinin çoğuna göre udhiyye kurbanı sünnet olmakla birlikte Hanefi mezhebinde tercih edilen görüş kurbanın vacip olduğu yönündedir. Ancak bir ibadetin farz olmayışı, onu ibadet olmaktan çıkarmayacağı gibi, şeklinin de değiştirilmesini gerektirmez. İbadetlerin; şekil, şart ve rükünleri olduğu gibi hikmetleri, amaçları ve teşri gerekçeleri de vardır. İbadetlerdeki bu özelliklerin birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Kurban ibadetinin pek çok hikmeti ve amacı vardır. Kurban sadece et yardımı amaçlı bir ibadet değildir. Hatta etinin dağıtılması bile vacip değil, sünnettir. Bu ibadetin özü Allah’a yaklaştıran maddi bir fedakarlık ve O’nun emrine bir bağlılıktır.

Kur’an-ı Kerim kurban ibadetinin eski millet ve topluluklar tarafından yerine getirilen bir ibadet olduğunu ifade etmektedir. Zira, Kur’an-ı Kerim’de: “(Ey Muhammed!) Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat! İkisi birer kurban sunmuşlardı da birininki kabul edilmiş; diğerininki ise kabul edilmemişti..…” buyrulmuştur. (Maide Suresi; 27)

Saffat Suresinde de (Ayet: 107); Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in yerine bir kurbanın, Allah tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir. Ayrıca diğer bazı ayetlerde de kurban ibadeti ile ilgili nasslar mevcuttur: “... Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. İşte bunlardan yiyin, sıkıntı içindeki fakiri de doyurun.” (Hacc Suresi, 28) “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O’nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.” (Hacc Suresi; 34) “Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşacaktır: Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc Suresi; 37)

Kurban ibadeti hicretin ikinci yılında eda edilmeye başlanmış ve Hz.Peygamber (s.a.s.) hicretten itibaren on yıla yakın bir süre hep kurban (Udhiyye) kesmiştir. (Bkz:Tirmizi 20, K.El-Edahi 11,Hadis No: 1507)

Kurbanla ilgili dini hükümler:
Kurban kesen, Allah’a yaklaşmış ve O’nun hoşnutluğunu kazanmış olur. Kurban, aynı zamanda bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma örneğidir. Kesilen kurbanlardan maddi olarak daha çok yoksullar yararlanır.

Kimler kurban kesmekle yükümlüdür?
Kurban kesmek, akıllı, buluğ çağına ermiş, dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve misafir olmayan Müslüman’ın yerine getireceği mali bir ibadettir. Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 20 miskal (80.18 gr.) altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir, dolayısıyla Allah'ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakarlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir.

Hangi hayvanlar kurban olarak kesilir? Bu hayvanlar hangi nitelikleri taşımalıdır?
Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Bunların dışındaki hayvanlar kurban olarak kesilemezler. Kurban olabilmesi için, kurbanlık hayvanın süt dişlerini değiştirmiş olması gerekir. Bu da, deve 5; sığır ve manda 2; koyun ve keçi 1 yaşını doldurunca gerçekleşir. Bunun yanında, 6 ayını tamamlayan koyun, bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olması halinde kurban edilebilir.

Kurban edilecek hayvanın, sağlıklı, azaları tam ve besili olması, hem ibadet açısından, hem de sağlık bakımından önem arz eder. Bu nedenle, kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bir veya iki gözü kör, boynuzları kırık, dili, kuyruğu, kulakları ve memesi kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük hayvanlardan kurban olmaz. Ancak, hayvanın doğuştan boynuzsuz olması, şaşı, topal, hafif hasta, bir kulağı delik veya yırtılmış olması, kurban edilmesine mani teşkil etmez.

Kurban ne zaman kesilir?
Kurban (udhiye), eyyâm-ı nahr (Kurban kesme günleri) denilen Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günleri kesilir. Kurban kesim vakti, Bayram namazı kılındıktan sonra, başlar; Zilhiccenin on ikinci günü (Kurban Bayramının 3. günü) güneş batıncaya kadar devam eder. Bu geçen süre içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak kurbanların gündüzleri kesilmesi uygundur. Kurban Bayramın birinci günü kesmek daha faziletlidir. Diğer kurbanlarda ise herhangi bir vakit söz konusu değildir.

Vekaletle kurban kestirilebilir mi?
Kurbanı, kişinin kendisi kesebileceği gibi, vekâlet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban mal ile yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde ise vekâlet caizdir. Vekâlet yoluyla kurban kestiren kişi kendi bulunduğu yerde birisine vekâlet verebileceği gibi, başka bir yerdeki kişi veya kuruma da vekalet verebilir. Vekâlet, sözlü veya yazılı olarak ya da telefon, internet, faks ve benzeri iletişim araçları ile verilebilir.

Kurban eti nasıl değerlendirilmelidir?
Hz. Peygamber, kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesmeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, birinin de evde bırakılmasını tavsiye etmiştir (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10). Ailenin durumuna göre etin tamamı da evde bırakılabilir. Ancak, toplumda muhtaçların arttığı dönemde kurban etinin çoğunun hatta tamamının dağıtılması uygun olur.

Kurban derisi nasıl değerlendirilmelidir?
Kurbanın derisi, bir fakire veya hayır kurumuna verilmelidir. Hz. Peygamber, veda haccında Hz. Ali'ye, kurban olarak kesilen develerinin başında durmasını ve bunların derileri ile sırtlarındaki çullarını sadaka olarak vermesini, kasap ücreti olarak bunlardan bir şey vermemesini emretmiştir (Ebu Davud; Menasik, 20). Buna göre kurban derilerinin para karşılığında satılması, kurbanın kesimi veya bakımı için ücret olarak verilmesi uygun değildir.

Sağlık şartları:
İnsanoğlu ihtiyaçları gereği hayvanlarla iç içe yaşamakta, onların başta eti ve sütü olmak üzere birçok ürününden yararlanmaktadır. Bunların doğal bir sonucu olarak da hayvanlarda görülen ve zoonoz olarak adlandırılan bazı hastalıklar insanlara bulaşabilmektedir Özellikle Kurban Bayramlarında çok sayıda hayvanın kesilmesi, kesim öncesi ve kesim sonrası gereken kontrol ve hijyen kurallarına dikkat edilmemesi, kesilen hayvanlara ait etlerin tüketiminde (saklama, hazırlama, pişirme vb.) gerekli hassasiyetin gösterilmemesi birçok zoonoz hastalığı yayılmasına ve çok sayıda insanımızın da bu hastalıklara yakalanmasına neden olabilmektedir.

Bütün enfeksiyonlarda ve enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi, zoonoz hastalıklardan korunmanın yolu, korunma önlemlerini bilmek ve uygulamaktır. İşte bu ve benzeri konularda kurban kesmek isteyen vatandaşların kurbanlarını sağlık şartlarına uygun olarak bizzat kesmelerine veya kestirmelerine yardımcı olmak amaçlanmıştır.

Çevre temizliği:
Kurbanların satış ve kesim işlemleri yapılırken çevre temizliğine önem verilmesi, bu yerlerdeki atıkların kaldırılması ve herhangi bir kirliliğe sebep olmasını engelleyecek şekilde önlemlerin alınmasının sağlanması Kurban ibadeti ve kurban hizmetlerinin yürütülmesinde dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Kurbanı vekâlet yoluyla kestirmek isteyenler

“Kurban ibadetini yerine getirmek isteyen vatandaşlar için Diyanet İşleri Başkanlığınca her yıl vekâlet yoluyla kurban kesim organizasyonu düzenlenir. Başkanlık bu hizmet için Türkiye Diyanet Vakfı ile işbirliği yapar. Gerçek ve tüzel kişiler de bu Kararda yer alan usul ve esaslara göre bizzat veya vekâlet yolu ile kurban kesebilirler, organizasyon yapabilirler. “ Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Diyanet Vakfı ile işbirliği yaparak her yıl Vekâlet Yoluyla Kurban Kesim Organizasyonu yapmaktadır.


Kurbanlık Nasıl Olmalıdır:
Gebe, gebelik şüphesi olan ya da yeni yavrulamış olmamalıdır.
Çok genç olmamalıdır. (Dini hükümlere göre sığır cinsi olanların 2, koyun ve keçilerin 1 yaşını tamamlamış ya da bu ölçülerde olması; et verimi ve kalitesi ile hayvancılık gerekleri açısından da uygundur.)
Çok zayıf (kaşektik) olmamalıdır. (Çünkü aşırı zayıflık uzun süren/gizli bir hastalığın sebebi olabilir.)
Hasta olmamalıdır. (Hastalık insanlara ya da hayvanlara bulaşabilen türden olabilir. Hasta hayvanların etleri de sağlıklı ve kaliteli olmaz)
Hastalık belirtisi taşımamalıdır. (Ağız, burun, vb doğal deliklerden akıntı, ateş, tüy ve kılların mat görünümlü ve düzensiz olması, aşırı durgunluk ve çevreye duyarsızlık, aşırı saldırganlık, yürüyememe ya da ayakta duramama, gibi)
Hayvan duruşu ve çevreye ilgisi açısından tabiatına uygun tavır göstermelidir.
Özellikle il ve ilçelerde kurban satış yerlerinden satın alınmasına dikkat edilmelidir.
Kurbanlık; koyun, keçi ve deve cinsinden ise satıcı veteriner sağlık raporu ve hayvana ait pasaportu (hayvan kimlik belgesi) gösterebilmelidir. Kurbanlık; sığır cinsi ise (düve, tosun, boğa ve mandalar) veteriner sağlık raporuna ilaveten hayvan pasaportu ve kulak küpeleri de bulunmalıdır.

Haber: Sezgin YORULMAZ

 

Düşünebilmek insanın sahip olduğu en büyük nimetlerdendir. Ancak düşünen insan Allah’ın var olduğunu, dünyayı bir imtihan ortamı olarak yarattığını ve ölümle birlikte ahiret yaşantısının gerçek olduğunu anlayabilir. Derin düşünebilen insan evrende yaratılan güzelliklerin farkına varır ve Allah’a şükretmesi gerektiğini bilir. Zira Kuran’da da Rabbimiz ancak düşünen insanların bütün bu durumları akledebileceğini haber vermiştir.

Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Yunus Suresi, 24)

Ancak şeytan insanların çoğunu düşünmekten alıkoymaktadır. Düşünmeyi çok zor ve gereksiz bir eylemmiş gibi göstermekte ve insanları Allah’tan uzaklaştırmaktadır. Yine insanların çoğunluğu derin düşündükleri taktirde hayatlarını kısıtlayacaklarını sanmaktadırlar. Bu yüzden Allah’ı hatırlatacak konuları duymaktan ve düşünmekten kaçmaktadırlar.

İnsanı düşünmekten uzaklaştıran şeytan, apaçık ortada olan gerçekleri unutturmaktadır. Şeytan insanı düşünmekten alıkoymak için birçok yol izler. Bunlardan biri de dünya hayatının işlerini önemli göstermek ve gereksiz ayrıntılarla uğraştırmaktır. Belki kişi günlük hayatında düşünmek adı altında pek çok konuya yoğunlaşıyor, çözümler üretiyor olabilir. Ancak dünyaya ait bu konuların hiçbirinin kişinin aklının açılması ve ahiretine faydası olması için bir artısı yoktur. Bu insanlar atalarından gördükleri ezbere işler ile hayatlarını sürdürmektedirler.

Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170)

Yine şeytan insanların büyük bir bölümünün dünyada yaşanan sorunlara karşı da aklını örtmüştür. Televole kültürünü yaşayan insanlar yiyip, içip, sadece kendi sorunları ile ilgilenecekleri, kimsenin onlara karışmayacağı, sorumlulukların olmadığı bir dünya istemektedirler. Ne Güneydoğu’daki PKK sorunu, ne de dünyanın başka ülkelerinde yaşanan kargaşalar bu insanları ilgilendirmemektedir. Bu sorunları unutmak için de ya konuşmamayı yada boş işlerle ilgilenmeyi tercih ederler. Örneğin televizyonda eğlendirmek adına gösterilen birçok program insanları düşünmekten uzaklaştırmaktadır. Bunun sonucunda da beyinleri donuk, vatana ve millete faydası olmayan, sevgisiz, hoşgörüsüz insanlar topluluğu oluşmaktadır.

Akıl, güzel ahlak, sevgi, barış, adalet ancak derin bir Allah korkusu ve sevgisi ile mümkündür. Bunun için Allah’ı anmak, O’nun yüceliğini taktir etmek ve güzel ahlakta kararlılık göstermek gerekmektedir. Kalbinde Allah sevgisi olmayan bir insanın kendisine faydası olmadığı gibi vatanına ve dünyaya da faydası olmayacaktır.

Allah’ın evrende yarattığı mucizeleri görebilmek ve imtihan gerçeğini fark edebilmek için çok düşünmeye ve araştırma yapmaya gerek yoktur. Samimi bir dikkatle kısa sürede fark edilebilecek bu gerçekler insanın aklının açılmasına vesile olacaktır. Şuuru açık olan bir insan ise şeytanın “düşündürtmeme” yöntemini de çok net görecektir.

(Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 201)


Yazar: Ayça SONER

BM raporuna göre dünyada 50 milyon mülteci bulunmaktadır. Özellikle İslam topraklarında yaşanan kargaşa nedeni ile Müslümanlar ülkelerini terk etmek ve çadırlarda zor koşullarda yaşamak zorunda kalmışlardır.

Peygamberimiz (sav) zamanında baskı altında tutulan ve işkence gören Müslümanlar zorlu koşullar nedeni ile Medine’ye göç etmişlerdi. Göç eden Müslümanları ise Medine halkı büyük bir coşku ile karşılamış, onlara sahip çıkmışlardı. Medineliler hac zamanında Mekke’ye gider ve Peygamberimiz (sav)’in tebliğini dinlerlerdi. İslam’ı daha sonradan öğrenmelerine rağmen ahlaklarını Allah’ın izni ile geliştirmiş, örnek birer Müslüman olmuşlardı. Bu yüzden Mekke’den göç eden kardeşlerini en güzel şekilde ağırlamış, kendilerinden önce onların rahatları ile ilgilenmişlerdi.

Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Sahabenin yaşadığı bu güzel ahlakı şimdi Müslüman ülkeler kardeşlerine karşı göstermelidir. Örneğin bugün Suriye’deki çatışma ortamından kaçan Müslümanları provokatörlerin çirkin söylemleri yüzünden dışlamak, sınır kapısına gelen Suriyelilerin geri dönmelerini istemek hiçbir vicdanlı insanın kabul edeceği bir konu değildir. Ülkelerinden kaçıp Türkiye’ye sığınan mültecilerin de elbette Suriye’de kendi hayatları, kurulu düzenleri ve sahip oldukları mallar var. Ancak savaş o kadar şiddetli ki bu insanlar tüm sahip olduklarını geride bırakıp can korkusu ile ülkemize sığınmışlardır.

Rabbimiz Kuran’da yöneticisi tarafından zulüm gören insanlara karşı Müslümanların nasıl bir tavır içinde olmaları gerektiğini bildirmiştir. Allah Müslümanların sadece kardeşlerine karşı değil, zorda olup masum olan tüm insanların da yardımına koşmalarını emretmiştir.

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

Suriyeli mültecilere yardım etmemek demek, onların yaşadığı zulme seyirci kalmak, hatta zulüm görmelerine, kadınların tecavüze uğramalarına, yaşlıların, çocukların öldürülmelerine vesile olmak demektir. Bu durum her insanın başına gelebilir. Kişi nasıl böyle bir durumda sığındığı insanların yardımını beklerse, mültecilerden de aynı şekilde yardımını esirgememelidir.

Yardıma ihtiyacı olana yardım etmek aynı zamanda insanın nefsinin kötü huylarından arınmasına da vesiledir. Çünkü herhangi bir nedenden ötürü zorda kalan insanlara yardım eden kişiler bazı şeylerden fedakarlık edecekleri için bu, ruhlarının olgunlaşmasına ve imanlarının güçlenmesine vesile olacaktır.


Yazar: Ayça SONER

Kuran, Rabbimiz’den insanlara şifa, nasıl yaşamamız gerektiğini tarif eden doğru tek rehberdir. İnsanı yaratan Rabbimiz, kullarının nasıl yaşadığı takdirde mutlu ve huzurlu olabilceklerini kitabında bildirmiştir. İnsanın acizliği bilen Allah, hükümlerini de kolay kılmıştır. Allah bu hükümleri ile insanların üzerindeki tüm ağırlıkları da kaldırmaktadır. Özellikle kader gerçeğini bilen kişi, yeryüzündeki herşeyin, kendisi de dahil Allah’ın kontrolünde olduğunu bildiği için, Rabbine teslim olacak, olayların hayırla yaratıldığını bildiği için de yaşamı boyunca huzurlu ve mutlu olacaktır.

 

Bazı insanlar Kuran ahlakını yaşadıklarında, dünyadaki nimetlerden yararlanamacaklarını, kendilerini kısıtlamak zorunda kalacaklarını, hayatlarının daha zor olacağını sanmaktadırlar. Oysa bu bakış açısı tamamen şeytandan kaynaklanmaktadır. Oysa zor olan, şeytanın yoluna uyup, Allah’ın yakınlığını kaybederek yaşamaktır. Bu insanlar korkular, acılar, bunalımlar içinde yaşamaktadırlar.

 

Allah’ın zikrinden uzak yaşayan insanlar, Allah korkusunu ve sevgisini kalplerinde yaşamadıkları için, tavırlarında da bir sınır görmezler, günaha yatkın olurlar. Bundan dolayı gerçek sevgiyi, adaleti, hoşgörüyü, fedakarlığı da yaşayamazlar. Birbirlerine güvenleri yoktur. Bir nevi cehenneme benzer bir yaşam sürerler.

 

Rabbimiz Kuran’da ibadetlerimizin ne olduğunu ve nasıl yapmamız gerektiğini haber verdiği gibi, bir insanın hayatına dair tüm ahlak kurallarını da haber vermektedir.

 

Kuran’ın bildirdiği yardımlaşma, sevgi, adalet, kardeşlik, höşgörü gibi erdemler aslında herkesin bildiği gerçeklerdir. Yalnız bu erdemler Allah korkusu olmadan yaşandığında geçici olmakta, kişi bu ahlak özelliklerini nefsine kolay geldiği tarafından uygulamaktadır. Örneğin, zengin bir kişi ara ara fakirlere yardımda bulunuyor, onların ihtiyaçlarını karşılıyor olabilir. Ancak kalbinde Allah korkusu olmadan ve sadece O’nun rızasını kazanmak niyetiyle yapmıyorsa bu güzel ahlakta devamlılık gösteremez. Yine hayatı boyunca helal kazanç sağlayarak yaşamış olan bir kişi, ahirete kesin bilgiyle inanmıyorsa, zorda kaldığı bir durumda rüşvet alabilir yada haksız kaçanç sağlayacak işlerde bulunabilir.

 

Samimi Müslüman ise güzel ahlakı Allah rızası için uygular. Bundan dolayı kimseden karşılık beklemez. Bu yüzden kimin ne düşüneceği Müslümanı ilgilendirmez. Müslüman güzel ahlakta sabırlıdır. Ne kadar zor durumda olsa da, menfaatlerine ters düşsede, güzel ahlak göstermekte kararlıdır.

 

“Allah, hidayet bulanlara hidayeti artırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.” (Meryem Suresi, 76)

 

Kuran ahlakını yaşamak Allah’ın izniyle çok kolaydır. Bu ahlakı yaşayan insan Allah’ın dostluğunu kazandığı için, ömrü boyunca Rabbi tarafından desteklenecektir. Allah’ı veli edinmiş olmasından dolayı kendini güvende hissedecek, O’nun yarattığı tüm olayların kendisinin hayrına olduğunu bildiği için de olumsuz olaylar karşında hüzünlenmeyecek, neşesinde bir eksilme olmayacaktır. Güzel ahlakı yaşadığı için, Allah kulunu hep güzelliklerle karşılaştıracak, tertemiz müminleri kişiye dost edecektir. Sadece Rabbininden yardım beklediği için, insanların kölesi olmayacak, onları memnun etme telaşına girmeyecektir. Hedefi Allah’ın rızası ve cennet olduğu için, dünya nimetlerini kendine amaç edinmeyecek, mal ve para biriktirme sıkıntısına girmeyecektir. Herşeyden önemlisi sürekli Rabbini zikrettiği için, kalbi tatmin olacak, dünyevi menfaatlere kavuşmak için tüm ömrünü harcamış insanların asla sahip olamayacakları gerçek mutluluğa kavuşacaklardır.

 

“Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.’’ (Maide Suresi, 16)