İlçemizde ve çevre köylerin başlıca et yemeğidir. Asıl ismi “Sıra Kebabı” olmasına rağmen bugün yurt sathında “cağ döner” olarak ün salmıştır. Sıra kebabının çıkış yeri Olur, Çoruh Vadisi ve Oltu civarıdır. Daha sonra diğer belde, şehir ve bölgelere yayılmıştır.
Özellikle belli ve önemli zamanlarda, önemli misafirler için aile içerisinde de yapılır. Fakat asıl çıkış noktası, beş-on arkadaşın birlikte döner yeme arzusundan doğmuştur. İsmini de bu dostluk ortamında pişen etlerin dizildiği cağların, hazır bulunanlara sıra ile dağıtılmasından almıştır. Sıra kebabının arfana/herfene şeklindeki yapılışı şu şekildedir:

Beş-on arkadaş, önce sıra kebabı yemek için kavli karar eylerler. Birlikte koyun, keçi, şişek, çebiç cinsinden besili bir hayvan araştırırlar. Alacakların hayvanı özellikle çebiç, bulamazlarsa, şişek, daha olmazsa keçi veya koyun olmasını tercih ederler. Gözlerine kestirdikleri hayvanın sahibi ile sıkı bir pazarlık yaparak hayvanı satın alırlar.

Satın aldıkları hayvanı, birlikte kesip yüzerler. Sonra hayvanın gövdesini sıra kebabı yapacakları eve getirip eti parçalamadan bir bütün halinde kemiklerinden ayıklarlar. Kemiklerinden ayıklanan etler, etin miktarı ile orantılı bir şekilde parçalanarak bir sofra tahtasına ya da siniye dizilir. Tuzlanıp yeteri kadar da karabiber serpildikten sonra dinlenmeye bırakılır. Bolca soğan soyulup soğanlar tepeden halka şeklinde ince ince kıyılır ve tuzlanıp karabiber katıldıktan sonra yoğrulur.

Bir taraftan ocak hazırlanıp ateş yakılırken diğer taraftan da etler düzgün bir şekilde şişe dizilir. Her et parçasından sonra araya bir miktar soğan ilave edilir. Dizme işi bittikten sonra şişteki etler sıkıştırılır. Artık, şiş ocağa atılmaya hazırdır. Şiş ocağa atıldıktan sonra, iki kişi şişin iki tarafına geçerek kebabın güzel bir şekilde kızarması için şişi ağır ağır çevirirler.

Bu arada etin miktarına göre kişi sayısı ayarlanır. Kişi sayısı azsa akranlardan yeteri kadar kişi çağrılır. Kişi sayısı, kesilen hayvanın safi gövde ağırlığının yarısı kadarına denkleştirilmeye çalışılır.

Ocağa; salor, kırkat, pelut ya da karaağaç odunu atılmışsa fazla beklemeye gerek kalmaz. On beş-yirmi dakikaya kebap nar gibi kızarır zaten. Kebap kızarınca kebabı kesecek kişi şişin başına geçer. “Cağ” dediğimiz şişleri, kızaran etlere saplayıp keser. Bir kişi de kesilen cağları sıra ile hazır bulunanlara ikram eder. Cağını alan, bir tandır ekmeğinden ısırır, bir tike de elini vurmadan, ağzı ile cağdaki tikelerden çıkartır. Arada bir de önceden tuzlanıp hazırlanmış söğüş sağandan atıştırır. Hele bir de çay demlenip ikram ediliyorsa başka bir şeye de gerek yoktur zaten. Sıra geldikçe herkes cağını alır; dilerse yer, dilerse biriktirir. Herkes doyuncaya kadar yer, yalnız evdekiler de ihmal edilmez. Onlara da mutlaka pay ayrılır.

Sıra kebabının bitimine doğru kesilen hayvanın sakatatı ve derisi açık artırma usulü satılır. Sonra herkesin hissesine ne kadar para düştüğü hesaplanarak paralar toplanır.

Şişteki et tamamen bitirilmez, yaklaşık bir hisse kadarı kesilen hayvanın kemikleri ile birlikte ev sahibine bırakılır.

Sıra kebabı esnasında bütün işler ortaklaşa yapılır. Herkes işin bir ucundan tutar. Birisi döner keser, birisi şişi tutar, birisi cağ dağıtır, bir diğeri su dağıtır, ateşi yakar...

İş bittikten sonra helalleşilip hoşça vakit geçirmenin gönül hoşluğu ile herkes evine gider.