ZABUN: Zayıf, çelimsiz.

ZAĞ: Besili görünme.

ZAĞAR: Bir yaşını doldurmamış köpek yavrusu. Küçük köpek.

ZAĞLİ: Belsi ve gösterişli olan.

ZAHAR:Meğer, ola ki, her halde.

ZALLAZORT: Ağırbaşlı olmayan, şımarık.

ZARİNCİLENMEK: Halinden şikâyetçi olmak. Dert yanmak.

ZARULLUK ÇEKMEK: Yoksulluk çekmek.

ZEBELLAH: İri cüsseli.

ZEH: Keskin kenar.

ZEMBİL: El sepetinin büyüğü.

ZERZEBİL OLMAK: Yerle bir olmak, tarumar olmak.

ZIBARMAK: Yatmak.

ZIBIN: Çocuk gömleği.

ZIBIRTLAMAK: Gaf yapmak.

ZIĞVA: Dar elbise.

ZIRANLAMAK: Boy atmak, uzamak.

ZIRLAMAK: İsteksizce ağlamak.

ZIRVA: İshal.

ZIRZA: Kapı kilitlemeye yarayan düzenek.

ZIRZALAMAK: Kilitlemek. Israr etmek, diline dolamak (mec.).

ZITGIT VERMEK: Kışkırtmak, tahrik etmek.

ZIVIK: Katı olmayan, sulandırılmış.

ZİBİL GİBİ OLMAK: Çok miktarda bulunmak.

ZİBİL: Çer çöp, süprüntü birikintisi.

ZİMİZORT: Aniden, aceleyle, bir anda.

ZİVANA: İki ahşap parçayı birbirine tutturmak için birini diğerinin içine geçirmek üzere diğerinde açılan oyuk.

ZİVANADAN ÇIKMAK: Çok kızmak, sinirlenmek.

ZOD ETMEK: Keser, balta ve kazma gibi aletleri ısıtarak kısalan ağızlarına ek yapmak.

ZOĞ: Tırpancının, ot biçerken biçilen otlardan oluşturduğu ot uzantısı.

ZOĞUNA ÇEKMEK: Çubuğu yada değneği boylu boyuna vurmak.

ZOPPA: İri yarı, kaba saba.

ZOZO: İri yarı, kaba saba.

ZUBUN: Çocuk gömleği.

ZUKKUM: Zehir.