CAĞ: Döner şişi. Örgü şişi.

CALĞAZA: Atılgan, şirret.

CANGAR: Mavi göz rengi.

CANKEŞ: Zayıf, çelimsiz.

CAZİ: Her türlü şeytanlığa aklı eren, ferasetli olan.

CECİM: Bir tür dokuma sergi.

CELEP: Ticarî hayvan sürüsü.

CENDEK: Hayvan ölüsü, leş.

CENGER: Gök mavisi.

CIBIL: Çırılçıplak. Yok yoksul.

CIĞA: Sıska, çelimsiz.

CIĞIZ: Oyunbozan., her şeye itiraz eden.

CILBAĞA: Küçük çocuk.

CILGA: Pulluk.

CINCIK: Süs, boncuk.

CIRCIR: Fermuar.

CIRILMAK: Yırtılmak; zor durumda kalmak, zorlanmak (mec.)

CIRMAK: Yırtmak.

CIVIH: Sulu, katı olmayan. Laubali (mec.)

CİCO: Sulak yer.

CİL: Sazlık otu.

CİMŞİT: Uyanık, gözü açık.

CİNGO: Ceviz meyvesinin üzerindeki yeşil kabuk.

CİSTİK: Erkek ayakkabısı.

CİVİL: Bir tür yağsız peynir.

CİVLEMEK: İnce tiz sesle bağırmak.

COC: Zemini sulu çayır

CONÇ OLMAK: Çok ıslanmak.

COR: Gübre şırası.

CUL: Sidik.

CUMB OLMAK: Toplanmak, bir araya gelmek.

CURUT: Belli belirsiz. Işığı az olan lamba ya da net göremeyen kısık göz.

CÜCÜK: Tavuk yavrusu, civciv.

CÜSET: Dış görünüş, gövde.

CÜSETLİ: İri yapılı, gösterişli.