DOLAR 7,8794
EURO 9,3523
ALTIN 464,644
BIST 1314,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Erzurum 6°C
Az Bulutlu

Bazı Şeyleri Unutmak İhanettir! – Üstün ŞENGÜL

26.12.2008
63
A+
A-

Alim! Aydın! Bu kavramlar acaba insanlara ne düşündürüyor?! Hiç düşündünüz mü? Aydın, bir cemiyetin lokomotifi mesabesindedir. Cemiyeti iyiye güzele, geleceğe taşıyandır. Daha doğrusu taşıyan olmak durumundadır.

Aydın, cemiyeti aydınlatan gece feneri gibidir. Karanlıkta cemiyetin yolunu aydınlatır…
Aydın, milletin ‘seçkin’ tabakasıdır. Geçer onun karşısına, zaman zaman milletin unuttuğu gerçekleri en üst perdeden, hayra müteveccih gayelerle en üst perdeden milletine haykırır.
Aydın, bilendir, üretendir, geliştirendir…

Değerli okurlar!

Maalesef, yaklaşık üç asırdır bu milletin başındaki en büyük felâket de yine ‘aydın’ kavramının etrafında dönmektedir. Üç asırdır, necip Türk milleti günlük hayatında bir aydın-millet yabancılaşmasının sancılarını çekmektedir. Tabirimi mazur görünüz, üç asırdır millet ve aydın ayrı tellerden çalmaktadır. Birinin ak dediği öbürüne göre karadır. Birine göre doğru olan diğerine göre yanlıştır. Bu tenakuz, günlük hayata bütün olumsuzlukları ile yansımakta ve bedelini cemiyet hayatı ödemektedir. Bir yazarımız, bu yabancılaşmayı biraz da meseleye latife katarak şu şekilde ifade etmektedir: ‘Aydın bir mekâna girdiği zaman şapkasını çıkarır, köylü ayakkabısını. Çünkü, eve dışarının pisliklerini sokmak istemez. Aydına, eşiniz çok güzelmiş dediğiniz zaman: ‘Teşekkür ederim, iltifat ediyorsunuz’ der. Köylüye bunu deseniz, namusuma laf ediyorsun diye çeker seni vurur… Bu yabancılaşmada millet masumdur. Yabancılaşma aydındadır. Zira, aydın üç asırdır başka bir kaynaktan beslenmektedir.

Bu yabancılaşmanın son tezahürünü de bir haftadır yaşıyoruz. Toplum gerçeklerinden tamamen habersiz, toplum hassasiyetine duyarsız, özünden ve tarihinden kopuk sözde bir kısım aydın(!) tarihin en büyük yalanlarından birisi olan sözde Ermeni soykırımı yalanından dolayı ve yine güya tamamen insanî(!) gayelerle “özür diliyoruz” kampanyası başlattılar…

Özrünüz batsın!…
Ne için özür diliyorsunuz?!
Nerede yaşıyorsunuz?!
Neden, millet gerçeklerinden bu kadar uzaksınız…

Aslında bu kabil hadiselere ‘… ürür, kervan yürür’ diyerek geçmek mümkündür ama, geçmemek lazım. Zira, bu sözde aydın(!) ve sözde alim(!)ler, yarın milletin istikbâlini sırtlamaya namzet olan gençliğin karşısında bu sahte sıfatları ile durarak, onların dimağlarını zehirlemektedirler. Bundan dolayı susmamak gerek, susmak ihanet olur. Bundan dolayı, vicdanî sorumluluğumuzun gereğini ifa ederek, bu meseleye eğilmeli, gençliğin karşısına doğru şablon şahsiyetler olarak çıkmalıyız. İşte size meselenin asıl mahiyeti ile ilgi bir demet tarihi hakikat…

Türk milleti ile Ermeniler, ilk kez Selçuklular döneminde karşılaşırlar. Türkler, 1010’lu yıllarda Doğu Anadolu ufuklarında belirdikleri vakit, Ermeniler, Roma ve Bizans dönemlerinde özellikle Karadeniz’in kuzeyinde büyük katliamlara uğramışlar ve Anadolu’da Van bölgesi merkez olmak üzere Doğu Anadolu’da ve Güneyde Klikya(Çukurova) bölgesinde yaşıyorlardı. Milletimizin Anadolu’ya hakim olmasından sonra, Türk hakimiyetinde yaşamaya devam eden Ermenilerin, asırlar boyunca bizden gördükleri hoşgörü ve adil yönetime ilk teşekkürlerini, Haçlı Seferleri sırasında, haçlı sürülerine Anadolu’da mihmandarlık yaparak ödemişlerdir.
Özellikle Osmanlı Cihan Devleti’nin adil “millet idaresi” sayesinde tarihlerinin hiçbir döneminde sahip olmadıkları kadar engin bir hoşgörü ve rahat bir hayat yaşamaya başlamışlar, Müslüman Türk milletinin çok farklı ve çoğu yanlış sebeplerden dolayı ticarî hayattan uzak durmaları sonucu, Türklerin boşalttığı ticarî hayatı Rum azınlıkla birlikte doldurarak büyük bir ekonomik zenginliğe kavuşmuşlardır. Osmanlı kaynaklarında kendilerine “Millet i Sadıka” denilen Ermeniler, özellikle yabancı dil bilmelerinden dolayı, Osmanlı dışişlerinde görev almışlar ve Osmanlı tarihinde pek çok önemli mevkie yükselmişlerdir. Mesela, Osmanlı Devleti tarihinde:

• 21 Paşa
• 22 Bakan
• 1908 Meclis-i Mebusan’dan 11 mebus
• 1914 Meclis-i Mebusan’dan 13 mebus
• 7 Büyükelçi
• 11 Konsolos
• 11 Öğretim üyesi
• 41 Yüksek dereceli memur
• 8 Paşalığa yükselmiş doktor

olması, onların yaşadığı hayat şartlarını göstermesi bakımından manidardır.

Türk-Ermeni ilişkileri 1877/78 Osmanlı-Rus Harbi(93 Harbi)ne kadar şeklen problemsiz olarak devam eder. 1789 Fransız İhtilâli ile bütün dünyaya yayılan ‘siyasi milliyetçilik’ fikri, bütün yabancı milletleri ve azınlıkları etkilemesine rağmen, bu harpten sonra imzalanan Berlin Anlaşması’na kadar, Ermeniler arasında ayrılık hareketlerine pek rastlanmamaktadır. Ne olursa bu tarihten sonra olur! Osmanlı Devletini parçalamak isteyen Düvel i Muazzama’nın maşaya ihtiyacı vardır ve en ideal maşa adayı da Ermenilerdir. Önemli Avrupa merkezlerinde açılan enstitülerde Marksist ideolojiye göre yetiştirilen ve ruhlarına Türk düşmanlığı aşılanan Ermeni gençler, özellikle Rusya ve İngiltere kontolünde cemiyetler kurmaya başlarlar. Beyrut’ta, Cenevre’de şubeler açarlar, süreli yayınlar çıkartırlar ve bunlar vasıtasıyla, Ermeni cemaat arasında ayrılık tohumları filizlendirmeye çalışırlar.

1914…

Osmanlı Devleti açısından sonun başladığı tarih yani 1.Cihan Harbi. Dört bir yandan kuşatılan ve toprakları paylaşılmaya çalışılan Osmanlı, değişik cephelerde yok olmamak için savaşmaktadır. Ermeniler boş mu duruyor? Hayır! Özellikle Rus ve Fransız birlikleri içinde yer alan gönüllü Ermeni intikam tugayları ve Anadolu’da o güne kadar insan gibi yaşamış olmalarını hazmedememiş olan Ermeniler, İtilaf Devletlerinden aldıkları cesaretle, milletimize karşı aklın kabul etmeyeceği boyutlarda katliamlar yapmaya başlayacaklardır. Bir yandan yedi düvele karşı savaşan Osmanlı Devleti, diğer yandan da, Ermeni katliamları ile uğraşmak zorunda kalacak ve başka çaresi kalmayınca ve Ermeni halkın da devlete isyan ettiğini gören Osmanlı Dahiliye Nezareti 24 Nisan 1915’te Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, belgelerine el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanmasını bir genelge ile ilgili makamlara bildirecektir. Bu genelge üzerine İstanbul’da Hınçak ve Taşnak Ermeni komitelerinin elebaşlığını yapan 2345 kişi tutuklandı. Ermenilerin “soykırım yıl dönümü” diye andıkları ve her yıl Amerika Birleşik Devleti’nin meclislerine getirilen “24 Nisan” günü meselesi, işte bu genelgenin yayınlandığı günü işaret eder. Biter mi Ermeni mezalimi? Elbette hayır… Sırtlarını sağlam kayaya dayadığını düşünen Ermeniler, her geçen gün biraz daha azgınlaşarak, Özellikle Kars, Van, Erzurum, Erzincan, Adana illeri merkez olmak üzere, büyük katliamların altına kanlı elleri ile imza atacaklardır. Misal mi, Rus Kafkas orduları komutanının, Moskova’ya çektiği bir telgraf metninde, rastladığımız:

“Erzincan’a girdiğimizde, en az yüz kuyuda, seksener kişiden az olmamak üzere, işkencelerle öldürüldüğü gerçeğiyle karşılaştık.” Satırları, buna en canlı misal olsa gerektir. Başka bir çözüm yolu bulamayan Osmanlı Devleti ikinci bir adım atar ve 27 Mayıs 1915 tarihinde Tehcir Kanunu çıkartır. Göç ettirme ve yerleştirme ile ilgili bu geçici kanun 1 Haziran 1915’te Takvim-i Vekayi Gazetesi’nde yayınlandı. İsyanların bastırılması amacıyla, Osmanlı Devleti’nce kanun çıkarılmıştır. Bu kanunun 1. maddesine göre;

“Emirlere, askeri güçlere karşı gelmek, silahlı tecavüz veya direnme görülürse devlet tarafından her türlü önlem alınacaktır.”

Söz konusu Kanunun 2’inci maddesine göre; alınacak tedbirlerden birisi de, köy veya beldeler halkının tek tek veya toplu olarak başka yerlere sevk ve iskân ettirmedir. Avrupalı ve Amerikalı dostlarımızın (!) temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze sürdükleri meşhur “Tehcir” (göç ettirme) hükmü budur.

14 Mayıs 1331(1915) tarihli Kanunun 2’nci maddesi aynen şöyledir:

“Ordu ve müstakil kolordu ve fırka kumandanları, icabat-ı askeriyeye mebni veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri köy ve belde ahalisini tek tek veya toplu olarak diğer mahallere sevk ve iskân ettirebilirler.”

Bu, gelişi güzel bir tehcir değildir. Tehcir kanunu çıkartan Osmanlı Devleti, bu kanunun uygulaması sırasında ortaya çıkabilecek aksaklıkların önüne geçebilmek için de gereken her türlü tedbiri almayı ihmal etmeyecektir.

• Göçe tabi tutulanların malları, kurulacak komisyonlarca tanzim edilecek ve göç edenlerin zarara uğramaması için devlet elinden geleni yapacaktır.

• Göç ettirilen ve yitik kişilerin malları, alacakları ve borçlarının sağlıklı bir şekilde izlenmesi amacıyla emval-i metrûke mevzuatına göre defterler tutulmuştur.

• Göç eden kişilerin paraları, terk edilmiş malları, mevduatı ve alacakları, komisyon başkanı veya vekili tarafından toplanır, borçları ödenir, alacaklar tahsil edilir, gerekirse dava açılır, taşınır malları satılır ve sonuçtaki paralar, sahipleri adına emanet olarak mal sandıklarına yatırılır.

• Taşınır mallar ve paralarla ilgili birçok düzenlemede yapılmıştır.

• Nakledilen veya kaybolan kişilerin taşınmaz mallarından vakıf olanlar Vakıflar Hazinesi, diğerleri Maliye Hazinesi adına kaydedilir ve bunların bedelleri sahiplerine verilir.

• Başka bir kanuna göre kaybolan kişilerin taşınır ve taşınmaz malları Hükümetçe idare edilir. Kaybolan kişilerden dönenlere taşınmaz malları iade edilir.

• Kiliselerde mevcut eşya, tasavır ve kütüb-ü mukaddese sebt-i defter olunarak muhafaza edilecektir.

• Göçe tâbi tutulan kişilerin gittikleri yerlerde, ikamet ve maişetlerini karşılayacak derecede, hazineye ait taşınmaz mallardan kendilerine mesken ve arazi bedelsiz olarak verilir.

Görüldüğü gibi, idarî makamlara tehcir yetkisi verilmesinde bugünkü savaş ve isyanların bastırılmasında bile görülmeyen biçimde insancıl davranılmıştır. Tehcir Kanunu 24 Ekim 1916’da tamamen durduruldu.

Bu tarihî teferruattan sonra gelelim, Ermenilerin soykırım yalanına. Herkesin malumu olduğu üzere, Ermeniler, 24 Nisan ve 27 Mayıs kararları ile Anadolu’da 1.500.000 Ermeni’yi katlettiğimizi iddia etmektedirler ve o günden bu tarafa bütün dünya kamuoyu nazarında bizi soykırımcı olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Ne kadar büyük bir yalan. Sen güçten düşünce, sen dünyanın en zengin arşiv belgelerini Bulgaristan’a paket kâğıdı olarak sat, sonra da sadece biz bunu yapmadık de. Bakın bugün durum daha farklı, Ne zaman ki, Cumhuriyet Tarihi Arşivi açıldı, ne zamanki, Osmanlı Arşiv belgeleri tasnif edilerek araştırmacıların hizmetine sunuldu… Şimdi sesimiz daha gür çıkıyor, gelin arşivlere bakalım diyoruz. Meselâ, 1 Ocak 1998 ile 2001 yılı başına kadar Osmanlı arşivinde 52 ülke araştırmacıları tarafından 549 araştırma yapılmış ve bunların için de Ermenilerle ve özellikle tehcirle ilgili hiçbir araştırma gerçekleştirilmediği gibi izin talebinde de bulunulmamıştır. Neden?! Çünkü, arşivlerde ne ile karşılaşacaklarını çok iyi bilmektedirler… 1.500.000 Ermeni öldürmek. Avrupa’ya kızmamak lazım. Eğer biz, bu kadar Ermeni öldürdüysek haklılar! Bakın, bizde sadece birisi öldürülünce, güya bizden olan sokaklara dökülerek: “Hepimiz Ermeniyiz!” deme zilletine düşüyor… Şimdi bu yalana, rakamlarla bakalım: Ermenilerin 1910’lu yıllardaki nüfusuyla ilgili, farklı rakamlar bulunmaktadır.

Meselâ:
• İngiliz Yıllığına göre 1.056.000
• Fransız Yıllığına göre 1.155.000
• Osmanlı istatistiklerine göre 1.295.000
• Ermeni Tarihçi Kevork Aslan’a göre 1.800.000

1912’de yapılan nüfus sayımına göre Osmanlı Devletleri topraklarında 1 milyon 300 bin Ermeni yaşamaktadır. Tehcir Kanunu’na göre göç ettirilen Ermeni sayısı ise 702 bin 900 idi. Göç ettirilen Ermenilere bugünkü Güneydoğu Anadolu’nun güneyi ile yine Osmanlı toprağı olan Suriye, Musul ve Kerkük’e yerleştirildi. Göç sırasında o günün şartlarında salgın hastalıktan ölen Ermeniler oldu. Bu yolculuk esnasında toplam 300 Ermeni öldü. Tehcirin güven içinde yapılmasından sorumlu olan Türk birliğinin de, bu tehcir sırasında üçte birinin hayatını kaybettiği bilinen bir gerçektir. Oysa Rus resmi belgelerine göre; sadece Erzurum, Bitlis, Trabzon ve Van da Ermeniler yaklaşık 600 bin Türkü öldürdü ve 500 binini de göç etmek zorunda bıraktı.

• Lozan Konferansı’na (1923) katılan Ermeni heyeti Başkanı Bogos Nubar: Türkiye’de hala 280.000 Ermeni olduğunu; başka ülkelere 700.000 Ermeni’nin göç ettiğini; Ermeni kaybının 300.000 dolayında olduğunu ifade etmiştir.
• Ermeni ayaklanmalarına destek veren aynı Bogos Nubar Paşa’ya göre, aynı dönemde ölen Türklerin sayısı 1.400.000’dir ve bunun önemli bir bölümüne de Ermeni saldırıları neden olmuştur.
• Amerika’da yayınlanan The Washington Post, Osmanlı dönemindeki Ermeni ihanetini anlatarak «Ermeni teröristlerin 1915’te Savaş ve kıtlıktan iki sıfır attıklarını» vurguladı. Russel Warren Howe imzalı yazıda, “Ermeni teröristlerin 1915’de bir buçuk milyon Ermeni’nin öldürüldüğünü iddia ettikleri; ancak o tarihte bütün dünyadaki Ermeni nüfusunun ancak BİR BUÇUK MİLYON civarında olduğu” belirtildi.
Alın size başka bir tablo. Osmanlı Devleti’nin 1905 yılında başlattığı ve 1914 tarihinde tamamladığı nüfus sayımına göre, Osmanlı vilayetlerinin genel nüfusu ve bu nüfus içerisindeki Ermeni azınlığına ait nüfus aşağıdaki gibidir.

Başka bir gerçek de şudur: Bizzat Ermeni Patrikhanesi’nin 1910’lardaki sayımına göre, Anadolu’daki Ermeni nüfusu 1.200.000 civarındadır. Yani bu şu anlama gelmektedir. Bizim 1.500.000 Ermeni’yi öldürebilmemiz için yaşayanlarını öldürmemiz yetmiyor. Ölülerini de mezardan çıkartıp tekrar öldürmemiz gerekiyor.

VİLAYET MÜSLÜMAN RUM ERMENİ
Edirne Vilayeti 360.960 224.680 19.773
Adana Vilayeti 341.903 8974 52.650
Antalya Vilayeti 235.762 12.395 630
Ankara Vilayeti 877.285 20.240 51.556
Halep Vilayeti 576.320 21.954 40.843
Aydın Vilayeti 1.249.067 299.097 20.287
Bitlis Vilayeti 309.999 0 117.492
Bolu Sancağı 399.281 5151 2970
Kayseri Sancağı 184.292 26.590 50.174
Bursa Vilayeti 474.114 74.927 60.119
İstanbul Vilayeti 560.434 205.752 82.880
Çanakkale Sancağı 149.903 8550 2474
Diyarbakır Sancağı 491.101 1935 65.850
Canik(Samsun) 265.950 98.739 27.319
Erzurum Vilayeti 673.297 4864 134.377
Eskişehir Sancağı 140.678 2613 8592
İzmit Sancağı 226.809 40.048 55.852
İçel Sancağı 102.034 2507 341
Afyon Sancağı 277.659 632 7439
Balıkesir Sancağı 359.804 97.497 8653
Kastamonu Sancağı 737.302 20.958 8956
Harput Vilayeti 446379 971 79.821
Konya Vilayeti 750.712 25.150 12.971
Kütahya Sancağı 303.348 8775 4548
Maraş Sancağı 152.645 34 32.322
Muğla Sancağı 188.916 19.923 12
Niğde Sancağı 227.100 58.312 4936
Urfa Sancağı 149.384 2 16.718
Sivas Vilayeti 939.735 75.325 147.099
Trabzon Vilayeti 921.128 161.574 38.899
Çatalca Sancağı 20.048 36.791 842
Van Vilayeti 179.380 1 67.792
Zor Vilayeti 65.770 45 232
TOPLAM 13.338.499 1.565.006 1.225.419

Nihayet, 1.Cihan Harbi biter. Osmanlı Devleti yenilir. Osmanlı Devleti 31 Aralık 1918’de Geri Dönüş Kararnamesi çıkardı. Geri dönen Ermeniler eski mal ve mülklerini yeniden aldılar. Ermeniler 1918 tarihini takip eden dönemde yeniden harekete geçtiler. İngiliz’lerin yardımına güvenerek Doğu Anadolu Bölgesi’ni işgal hevesine düştüler. ‘’Ermeni Diasporası’’ adındaki örgüt çıkarlar uğruna asılsız iddialarla dünya kamuoyunu yanılttılar. Türk milleti, İstiklâl Harbi sırasında, bir yandan düşmanla savaşıyor, diğer yandan da Ermeni iddiaları ile savaşmak zorunda bırakılıyordu…

Şunu herkes bilmeli ki, bir yazarımızın da dediği gibi, tarihin kendini hatırlatma gibi bir huyu vardır. Bu yalanları uyduranlar ve bu yalanlara sebebi ne olursa olsun inanma ve yayla gaflet ve ihanetini gösteren yerli işbirlikçiler şunu iyi bilmelidirler ki: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” Yetki ve sorumluluğu olmayan bir insan hata yaparsa, bu hata sadece onu ve dar çevresini etkiler. Oysa yetki ve sorumluluk sahibi kişiler(yönetici, aydın v.s.) hata yaptığı zaman, onların hataları bütün milleti etkiler… Bu yüzden de, onların yaptıkları hata değil ihanettir. O özür metnini hazırlayanlar bilmiyorlar mı? Bence biliyorlar. Ermeni Diasporasının: Uygulamaya koydukları “Dört T” olarak adlandırılan şu dört kavrama dayanmaktadır: Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak. Yani iddialarını terör yoluyla tanıtacak, iddiaları dünya kamuoyunda kabul edilip Türkiye tarafından tanınacak, ardından Türkiye’den tazminat alınacak ve sonuçta da büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmek için gerekli toprak koparılacaktır. Bunlar, bu alçaklıkları bile yapıyorlar ve tarih bu imzanın bedelini onlara ödetecektir. Dün Taşnak lideri iken bugün Cumhurbaşkanı olan, Koçaryan gibilere ve ruhu Koçaryan olanlara en iyi cevap Türkiye’ de yaşayan Ermeni cemaati verdi. Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı, Dikran Kevorkan;

“Soykırım ve tehcir farklı anlamlara gelir. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş öncüleri bütün bu olaylara sebep olmuştur. Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke TÜRKİYE dir. Yurt dışında, Diasporadaki Ermeniler, isimlerini değiştirerek mücadeleye giriyor. Çünkü oralarda, bir kültür ağırlığıyla, o insanların kültürünü eritmek var. “Vesselam…

Tarih, 24 Nisan 2008. Yer, Erivan. Sözde Soykırım anma törenleri. Dünya basınının gördüğü ve fakat, gözü ve ruhu kör imza sahiplerinin görmediği bir kare. Yerdeki uğruna milyonların kan akıttığı Türk bayrağı. Sıraya girmiş Ermeniler Türk bayrağını çiğneme alçaklığını gösteriyor.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.